23 Ağustos 2009 Pazar

Teşekkürler!

23 Ağustos 2009 Pazar

Yuva kurmak, iş kurmaktan daha zormuş!
Yazmadığım süre içerisinde hayattan aldığım en önemli ders bu oldu!
Ve yazmadığım süre içerisinde öncelikle benden desteğini esirgemeyen nişanlıma... Daha sonrasında beni bir gün görmeden gününü yarım sayan bu süreç içerisinde ki kankalarım duvar boyacısı Özer Usta'ya, Seramikçi Niyazi Usta'ya, tavan boyacısı Kalender Usta'ya, balkon korkulukçusu Necdet Bey'e, duvar kağıdı uygulayıcısı Remzi Bey'e, inşaat şefi Murat Bey'e, camcı ve panjurcu Ahmet Usta'ya, merdivenci abi ve ekibine, parkeci Hurşit Bey'e, mutfakçı Ersin Bey'e, banyocu anonim adama, adını unuttuğum interkomcuya, alarmcılara, bütün bu saydığım sanatkar insanların yardımcılarına, adını unuttuğum diğer emeği geçenlere, satış sonrası departmanı ile beni dinden imandan çıkartan sitemiz çalışanlarına, psikolojimin bozulmasını engellemek için bana sağlıklı insan muamelesi yapan tüm arkadaşlarıma binlerce kez teşekkürler.
Sonunda bitti!
Sizinde anlayacağınız üzere gezmeyi, eğlenmeyi unutup yeni kankalarımla iş başı yaptım bu süre içerisinde.
Evet! Evet! Evleniyoruz!
Tüm bu çaba yuvamızın güzelleşmesi için...
Tüm bu çabaya değdi mi? Fazlasıyla tatmin olmuş durumdayım.
Allah yuva kurana yardım edermiş, ediyor gerçektende...
Yoksa mümkün değil bitmezdi...
Mutluyum! Mutlusun! Mutluyuz! :)))

9 Haziran 2009 Salı

Çaba Göstererek Çirkinleşmek

9 Haziran 2009 Salı

Yazımı okumadan önce vereceğim linkleri seyretmenizi, okumaya bu videoyu izledikten sonra devam etmenizi rica ediyorum...
Buyrun linkler...
http://www.izlesene.com/video/amator-asik-kiz/265266
http://www.izlesene.com/video/amator-en-iyi-model-/265268
http://www.izlesene.com/video/amator-bu-ne-punk/2652677
...
....
.....
......
Ne düşünüyorsunuz bilmiyorum, belkide iğrenme ve nefretle karışık hisler sardı dört bir yanınızı. Belkide şimdiden dua etmeye başladınız Allah'tan bu kız benim kızım değil, ya da Allah bana böyle bir çocuk vermesin diye...
Bende ki hislerin özeti "vur duvardan duvara".
Bir kız kendini nasıl bu kadar rezilleştirebilir. Ağızda cakkada cukkada kocaman bir sakız... O playboy tacı nedir? Immmm efektini nerde görüp öğrenmiştir? Bacakları çekme amacı? Garez filminde ki kıza benzeme çabaları, 16 saniye içinde 5 çeşit saç kullanımı ve sevgilim beni böyle beğenir mi soruları...
Bizim çocukluğumuz böyle değildi, nereye gidiyoruz biz..?

26 Şubat 2009 Perşembe

Kağıttan Gemiler, Kumdan Kaleler

26 Şubat 2009 Perşembe

Ufacık gemiler yaparız biz hayallerimizi, düşlerimizi, dertlerimizi, taşısın diye.
Kağıttan gemiler yaparız ve usulca bırakırız içine yüreğimizi.
Kağıt gemilere teslim ederiz biz yaşamlarımızı.


Kaleler yaparız, yürek kovamızdaki kumları umutlarımızla ıslatarak.

Bazen kocaman, bazen küçücük kaleler yaparız, yanı başında duran uçsuz bucaksız denize, amansız dalgalara meydan okurcasına.

Bazılarımız saklar kağıttan gemilerini,suya sokmaz. Batar diye içine bir þey koyamaz korkar.


Diğerleri kumdan kale yapanlara güler "ne diye uğraşıyorsun"nasıl olsa bir dalgada yıkılacak, belki de bir ayak darbesiyle...


Kimileri cesaret eder sonunda bir kağıttan gemi yapmaya bir kale inşa etmeye. Ama onlara bütün hayatını, hayallerini, rüyalarını yüklediğini sanar. Ve su değip de dağılınca veya acımasız biri ayak basınca kalesine, bir daha affedemez. Ne ayağı, ne suyu, ne de kendisini.

Bunu nasıl yapabildim? O kadar hayali, rüyayı, umudu, öpücüğü bu gemiye ben nasıl koyabildim? Alçak,nasıl bastın o özene bezene yaptığım kaleme der. Bir daha ne gemi yapar, ne kale.
Batan hayallerinin acısı ve kendine karşı öfkesi arasında bir yerlerde kaybettiği yaşamını arayıp durur.


Ararken bir başkasının kalesini yapmakta olduğunu görünce bazen kendini tutamaz, içinde saklı tuttuğu öfkesi ile basıverir üzerine, yıkar o kaleyi de. Ama öfke susmaz, yarası daha kötü acıtır.


Bazılarımız ise bu sırada devamlı gemi yaparız.

Kovalarımızı doldururuz kumlarla. Pamuk ipliğine bağlý yaşamımızda ne kadar çok gemi yapabileceğimizi merak ederiz biz.
Ve her yaptığımız yeni gemiye, her yaptığımız yeni kaleye daha fazla öpücük, daha fazla hayal, umut, neşe, yaşam doldurmaya çalışırız.
Bunu yapınca daha fazla korkunun da bizi beklediğini bilerek...
Öðrenmişizdir bir kere, gemiler batabilir-kaleler yıkılabilir ama öpücükler bitmez bizde!

Hayallerimizin geldiği yerden daha çoooooook hayal çıkar. Kimse bizi yaşamamaya ikna edemez, hala nefes alabiliyorken

Kumdan kalelerimizi daha yüksek ve görkemli yaparız bir dahaki sefere, kağıttan gemilerimize-kumdan kalelerimize daha da çok öpücük koyarız inadına.

Daha çoook gemi, daha çooook kale yapabiliriz.
Çok şükür...

Not: Bu yazı 5-6 sene önce yazılmıştır. :)

18 Şubat 2009 Çarşamba

Buyrun Buradan Yakın

18 Şubat 2009 Çarşamba

Önce arkadaş bulma siteleri açıldı, sonra sevgili bulma, daha sonra siteler illere göre açılmaya başladı, kaybettiğiniz okul arkadaşlarınız için siteler, rus arkadaş ve hatta rus gelin bulma siteleri bile açıldı...
İnternette içerik derseniz evet içerik kaynıyor gerçektende... Ama bunun ne kadarı saçma içerik derseniz çoğu diyebilirim... En azından bana göre böyle... Kaç tane site var ki doğru Türkçe kullanıyor? Ya da abuk subuk 100lerce smileyden ibaret olmayan?

Bildiğiniz üzere insanın birinden etkilenmesi için öncelikle tipi önemlidir, bakımlı mı, temiz pak mı, oturup kalkmayı biliyor mu... Çoğunluk tipin önemsiz olduğunu, asıl önemli olanın kişilik olduğunu iddia etsede ilk aşamada kişilik analizi yapamayacağınıza göre, tipe göre kişilik analizi yapacağınız kişi-kişileri seçer, tanımayı denersiniz...

Tabi bu durum internette farklı. Kişiyi gerçek olduğunu ümit ettiğiniz resmi ve doğru olduğunu umduğunuz profil bilgileriyle tanırsınız. :) Risklidir bence.

Ama sonuçta internete insanlar farklı sebeplerle giriyor. Kimi arladaşlarıyla muhabbet etmek için, kimi kendine yeterince güvenmediğinden,kimi sosyal hayattan haz almadığında, kimi maddi imkanları yetmediğinden, kimi yaşadığı yerin koşullarından hoşnut olmadığından... İnternet insanların kendilerine yeni bir dünya yaratmasını, belkide yeni umutlar taşımasını sağlıyor...

Türkiye'de meşhur bir laf vardır "ruh ikizi", herkes "ruh ikizini" arar durur. Nedir ruh ikizi? Benzer hobilere sahip, benzer yemeklerden hoşlanan, olaylara karşı benzer tepkiler veren, gelenekleri benzer olan, benzer ahlaki değerlere sahip, kısaca herşeyde "aaa aynı bana benziyorsun" dedirtecek kişidir.

Gerçekten varmıdır "ruh ikizi", varsa bile karşınızdaki insanın herşeyinin size benzemesi ne kadar hoş olabilir ki? Tartışılır...
Sonuçta inananda var inanmayanda. Ben zıt kutupların birbirini çektiğini, karşımdaki kişinin tamamen benim sevdiklerimi sevmemesini, onun zevkleriyle kendi hayatıma renk katmayı tercih edenlerdenim...

Herneyse... Çok uzattım sanırım. Yeni bir site açılmış. Adı SignTwin. "Ruh ikizinizi" bulma sitesi... 8 Farklı ülkeden 8 girişimcinin kurduğu bir site SignTwin. Girişimcilerden biri ise Türk. Site GoogleAdsense ile işbirliği içerisinde çalışıyor...

"Ruh ikizinizin" varlığına inanıyorsanız, deneyin görün... Buyrun Buradan Yakın.

17 Şubat 2009 Salı

Blackberry Formatında Çocuk Telefonu

17 Şubat 2009 Salı

Teknoloji geliştikçe, çocukların teknolojiye düşkünlüğünde doğal olarak arttı. En büyük merak konuları ise her yerde karşılarına çıkan renk renk, değişik değişik telefonlar...
Eskiden, cep telefonları piyasaya çıkmadan önce bile, evdeki telefonlar ilgi odağıydı... En azından ben bu durumun bir örneğiyim.
Artık cep telefonları herkesin elinde, ortaokul çocuğundan, 60 yaş üzerindeki yaşlılara kadar. Teknolojinin nimeti kabul ediliyor cep telefonlar acil durumlar açısından özellikle...
Çocukların en büyük fantazisi ise büyüklerinin telefonlarını alıp karıştırmak, kurcalamaktır.
Gerçi bunca zamandır kullandığımız aletler olmasına rağmen, özünde gayet komplike aletlerdir cep telefonları. Ve olur olmadık sembollerin meydana çıkmasınıda en kolay çocuklar sağlayabilir...
Ben babamın telefonunu karıştırmayı denediğimde, babam apar topar Japoncaya çevirirdi, Japonca bildiğinde değil, nasıl olsa bir şey anlamıyorum mantığıyla belki merakımdan vazgeçerim umuduyla... Babam için ise telefonu bildiği dile çevirmek çok kolaydı... Menüye bas 5-4-2 tuşla al sana telefon özüne döndü...
Tasarımcılar ve çocuk gelişimi düşünenler çocuklar için bir telefon üretmek üzereler... Q klavye Blackberry tipindeki bu telefonla, çocukların harflerle kaynaşmasını, yazmalarını ve okumalarını geliştirirken, telefonum var tatmin duygusunuda tatmaları için...
Ayrıca bu telefonda komutları yazdığınızda, ekranın üzerindeki filleri besleyip-uykuya yatırabiliyorsunuz, bir nevii Tamagotchi yani...
Piyasaya çıktıktan sonra, fiyatı tahmini olarak $25 civarında olacakmış...
Çocuğum olsa alırdım, hem faydasını görebilir, hemde telefonumun üzerinde daha önce hiç görmedim sembolleri yok etmeye uğraşmam gerekmezdi. :)

Sallanan Yatak


Bebekler ailelerine düzensiz uyku problemleri ve dertli çığlıklarıyla gelirler. Bebeklerin gelişi kötüdür demek istemiyorum tabiki ama yinede anne ve babanın uykusuzluktan hortlak gibi gezindiği, ağlama seslerinde yüzlerini ekşittikleri kesin... En azından bir süre sonra...
Yeni doğan bebeğin geldiği evin alt katında yaşayanlar için ise bebeğin dünyaya gelişi çok hoş bir duygu olsada, üst komşusu oluşu öyle pek haz verici değildir. Olur olmadık saatlerde önce bir çığlık, peşindende topukları vura vura koşan ayak sesleri gelir...
Bu sesler, haftasonunda erken saatler ya da sabaha karşı uykunun en güzel yerindeyken gerçekleşebilir...
Bu yüzdendir ki beşikler vardır... Sallanır... Sallanır... Sallanır... Bebecikleri uyuturlar...
Hatta bu beşiklerin artık uzaktan kumandalıları bile mevcut. :)
Ayrıca anneannelerin, babaannelerin sallanan koltuklarıda unutulmaz eşyaların arasında yer alır... Oymalı-kakmalı mobilyaların arasında eskiden olurdu bu sallanan koltuklar... İleri yaştakiler genelde cam kenarlarına, ya da çevreye nerede hakim olabiliyorlarsa oraya yerleştirirlerdi sallanan koltuklarını, bir ileri bir geri derken sızıp kalırlardı...
Demek istediğim, yatılan ya da oturulan her tür sallanan mobilya, uyku getirir, uyutur. Geçmişten günümüze örnekleriyle kanıtlanmıştır.
Neden anneler bebeklerini bacaklarında bir sağa bir sola sallarlardı ki? Deli değiller ya? :)
İşte tasarımcılar sanıyorum ki bu örneklerden yola çıkarak "sallanan yatağı" üretmişler.
Koca bebekler bir ileri bir geri giderek, dertlerini-sıkıntılarını unutup uykuya yenik düşebilsinler diye...

Bugünlerde yurdum insanı bunca şey düşünüp, bunca zorlukla yüzleşirken, keşke herkesin imkanı yetecek fiyatlarda olsada herkes alabilse bu yataktan... İşte belki o zaman sıkıntıları yok olup gitmesede, uykularını alıp dinlenmiş, sabahları dinç uyanırlardı... En azından uyurlardı...

12 Şubat 2009 Perşembe

Resim Çektirme Sanatı

12 Şubat 2009 Perşembe


Artık herkesin resimleri birbirine benziyor, sadece çevredeki elemanlar ve mekan değişiyor. Ama tarz aynı, gülüş aynı, bakış aynı, poz aynı.

Halk arasındaki tabiriyle "cadde kızı" lafı vardır ya boş vakitlerinin tümünü caddede o cafe senin bu cafe benim, o mağazayı gördüm ama şunu daha görmedim diye geçiren, giydikleri hep birbirine benzeyen, genellikle minimum 3 maximum 6 kız toplaşıp gezen, arkadan baktığınızda yüzleri aynı makyaj malzemelerini-hatta aynı tonları kullanan, arkadan baktığınızda klonlanmış Molly ordusu gibi görünenler hani...

İşte "fotoğraf çektirmekte", "cadde kızı" tabiri gibi klasikleşti artık.


Sosyolojiye hizmette bulunmaya karar verip, artık herkesin sahip olması gereken fotoğraf arşivi listesi hazırladım. Gerçi bu resimler çoğunluğun arşivinde mevcut zaten. :)


Unisex Fotoğraf Çektirme Şartları:

1-Cahide'de travestilere sarılarak çekilenler
2-Rayban gözlükle araba koltuğunda yan profilden çekilenler

3-Rayban gözlükle araba koltuğunda kendini çekmeye çalışırken çekilen resimler
4-Rayban gözlükle siyah beyaz ya da sepia resimler
5-Aynadan yansımalı resimler

6-Photoshoplu resimler

7-Kayak yaparken çekilenler-mümkünse boardla çekilmeleri gerekir daha ilgi çekicidir


Erkekler için Fotoğraf Çektirme Şartları:

1-Reina ve türevi klüplerde beyaz gömlek giyip bağrını sonuna kadar açıp, göğüs kıllarının üzerindeki kalın zinciri sergileyen resimler

2-Havuzda, havuz kenarına kolları çıkartıp, saçlar ıslak, damlalar henüz üzerinizden süzülürken çekilen resimler-mümkünse yanda bir viski iyi gider
3-Kızlarla çekilen resimler
4-Sigara içmeyenlerin gece alemlerine akarak ellerinde puro ve vodkayla çektirdikleri resimler

5-Bir kaç erkek ellerinde içki şişeleri sokakta kaldırımda otururken ya da ayakta dikilirlerken-mümkünse şişeyi kafaya diktiklerinde çekilen resimler


Kızlar için Fotoğraf Çektirme Şartları:

1-Burberry atkı, Adidas eşortman ve Converse 3lüsüyle çekilen resimler-Louis Vuitton çanta olursa daha zengin durur

2-Yanakları şişirip, dudakları öne çıkartarak gözlerdeki şuh bakışlarla süslenmiş resimler-omuzlar dik- göğüsler ileri, popo dışarının yeni versiyonudur bu
3-Erkeklerle çektirilen resimler
4-Sadece tek gözü ve tek kaşı konu alan resimler

5-Suratın 3/4 ünü kaplamış kocaman gözlüklerle çekilen resimler
6-Nişantaşında ya da Kanyon ve türevi alışveriş merkezlerinde yürürken çekilenler

7-Parkta-salıncakta, tahtravallide hatta kaydıraktan kayarken çekilen resimler-daha iddialı olmak için bir yandan lolipop yalanabilir


Eğer hala bu resimlere sahip değilseniz, gidin acilen ne yapın edin çektirin. Bu resimler olmadan ne iconcan olabilirsiniz nede arkadaşlarınızın gözüne girip-sevip saydıkları bir şahsiyet haline gelebilirsiniz.

Hakikaten şaka gibisiniz...

Seyredin, seyrettirin!


Fringe Science (Sınır Bilimi) Nedir?

Sınır-bilim (Fringe Science), yerleşmiş bir disiplinde, ana-arter (genel kabul edilen) veya geleneksel olarak kabul edilegelmiş (ortodoks) teorilerden ciddi biçimde ayrılan bilimsel araştırmalardır. Bunlar, güvenilir olağan akademik disiplinlerin “sınırları” olarak sınıflandırılırlar. Sınır kavramlar genellikle yüksek oranda spekülatiftirler veya bilim adamlarının geneli tarafından zayıf bir şekilde tasdik edilirler. Sınır-bilim tabiri zaman zaman sözdebilim dallarını ve araştırma konularını kastetmekte kullanılır.

Geleneksel olarak “sınır-bilim” tabiri yerleşmiş bilimsel prensipte kendisine yer bulan fakat olağandışı ve acayip bilimsel model ve teori keşiflerini tanımlamakta kullanılır. Bu tip teoriler (veya modeller) genel akademik kitle tarafından tanınan veya onaylanan bir bilim adamı tarafından iddia edilebileceği gibi, bunun tersi de söz konusudur.

Fringe dizisindeki Fringe Science(Sınır Bilimi) kavramları ise görünmezlik, zihinsel kontrol, ışınlanma, genetik mutasyon, yeniden dirilme, ölüyle zihinsel olarak konuşma…v.b. şeylerdir. Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/

Bu dizi tam anlamıyla J.J.Abrams'ın son mucizesi. Görsel efektleri son derece gerçekçi, oyunculuklar fazlasıyla iyi, bilim meraklılarını, komplo teoricileri, bilimden anlamamasına rağmen bilimsel konuları şaşırtıcı bulan herkesi saracak bir dizi. Olay döngüsü aslında gayet basit ama olayların sunumu insanı ekranın başına kilitliyor. Ana konu arka planda devam ederken, her bölümde yeni bir konuyla süsleniyor.

Her bölüm birbirinden heyecanlı, birbirinden enteresan. Gerçekten seyretmek lazım, seyretmeyenlerinde bir an önce seyretmek için atağa geçmesi lazım. Bana göre bu diziyi seyretmemek hatadır, ayıptır, pişman olmak için sebeptir. Biline... :)

Download edebilmek çarşamba öğlene doğru mümkün, ertesi günde Lost yayınlanınca haftaya büyük keyif veriyor bu iki dizi... Bu arada dizi bugünden itibaren 51 günlük bir araya girdi, yeni bölüm 7 Nisanda...

Daha fazla bilgi almak isterseniz: Tıklayın

Download etmek isterseniz: Tıklayın

9 Şubat 2009 Pazartesi

Kuaför VS. Güzellik Merkezi

9 Şubat 2009 Pazartesi

Artık erkeklerde en az bayanlar kadar bakımlı...
Manikür, pedikür, göz altındaki tüylerin iple ya da ağdayla alınması, parafinle el-ayak yumuşatma, kaşların "çaktırmadan" düzeltilmesi...


Eskiden bayanların kuaförde ne kadar uzun süre kaldığı, aldıkları krem sayısı muhabbet konusuydu. Şimdilerde erkeklerde en az bayanlar kadar bakıma para saçıyorlar.
Tonikler, nemlendiriciler, losyonlar, göz altı kırışık kremleri, maskeler, derinlemesine temizleyen sabunla, saç bakım kürleri ortak tüketim malları statüsüne ulaştılar. :)

Eskiden erkeklerin saç-sakal traşı için gittikleri yerin adı "berberdi". Artık erkek berberleri "erkek kuaförü" tanımını aldılar.
Bayanlar içinse ezelden beri gittikleri "kuaförler", "güzellik merkezi" adını almaya başladılar.

Ama erkek berberleri daha pratik çözümler üretmiş bayan kuaförlerine nazaran... Yeni nesil berberler, namı değer "erkek kuaförlerinde" cüzii fiyatlar karşılığında oturduğunuz koltukta manikür-pedikür yaptırıp, yüzdeki fazla tüyleri ağda-cımbuz-ip 3lüsünden biriyle aldırdıktan sonra, maskenizin uygulatıp-kurumasını beklerken çırağın boynunuzda ve sırtınızda masaj aletini aheste aheste gezdirmesinin tadını çıkartabilirsiniz. Bu hizmetlerin yanında 6lı ganyan, askerlik hatıraları, gündemi oluşturan politik sorunlar, ekonomi ve diğer bir çok konuda fikir alışverişinde bulunurken tavşan kanı çayınızı yudumlayabiliyorsunuz.

Bayanlar içinse gelişmiş hizmet sunan yerler "güzellik merkezi", daha az gelişmiş olanlar ise "kuaför" olarak kaldılar. Tabi aralarındaki inanılmaz fiyat farklılıklarıylada isimlerinin cazibesini kanıtlıyorlar. Bayanlar öyle erkekler gibi şanslı değiller. :)
İster "kuaföre" ister "güzellik merkezine" gidin boynunuzda masaj aleti gezdirilmez. Masaj, saç bakımı, maske uygulatmak ekstradır ve fiyat konusunda fazla duygusal olmamanızı gerektirir. Muhabbet konusu kırmızı halıdaki ünlülerin kıyafetleri-saç modelleri ya da tanıdıklarınız hakkında alacağınız son dedikodulardır. Öyle ganyan tüyosu, geçmişi yad etmeler, güncel konuları takip etme gibi imkanınız yoktur.

Erkek kuaförlerinin cüzii fiyatlar karşılığında bu hizmetleri verdiğini yazdım ama tabi bu cüzii olma durumu "güzellik merkezlerinin" bayanlara uyguladığı fiyat tarifesiyle kıyaslandığında cüzii olduğunu belirtmedende edemeyeceğim.
Bayanların 2 haftada bir manikür yaptırıp, kaşlarını aldırdıklarını, ayda bir saçlarını boyatıp, saç bakımı yaptırdıklarını, pedikür ve ağda yaptırdıklarını, onca makyaj sonucunda kırışıp buruşmamak için çeşit çeşit maskeler uygulattıklarını, en fazla 5 ayda 1 saçlarını kestirdiklerini düşünürseniz bayan olmanın sadece manevi açıdan değil maddi açıdanda büyük külfet ve sorumluluk olduğunu farkedersiniz.

Bayanının bakımlısı makbuldür, ama artık erkeğinde bakımlısı makbul. Haydi beyler kuaföre! :))

7 Şubat 2009 Cumartesi

2009 Evlilik Fuarı

7 Şubat 2009 Cumartesi

Evlilik Fuarı bugün kapılarını açtı...
Evlenmeyi planlayan çiftlerin muhakkak gitmesi gereken bir fuar Evlilik Fuarı.
Düğün mekanları, organizasyon firmaları, davetiye firmaları, gelinlik firmaları ve aklınıza gelemeyecek bir çok detay hakkında bilgi alabilir-fikir edinebilirsiniz.
Senede 1 kere düzenlenen Evlilik Fuarından sonra bütün düğün mekanları bir anda rezerve edilmiş olur. Bu yüzden kararınızı verip eyleme geçme zamanıdır. Yoksa istediğiniz yere uzaktan bakar bakar iç geçirirsiniz. :)
Ücretsiz davetiye için tıklayın...

5 Şubat 2009 Perşembe

Otobüs Durağı?!?

5 Şubat 2009 Perşembe
Otobüsleri seven vardır, sevmeyen vardır. İş yerine evine uzak olanlar kimi zaman otobüsü ayrıcalık olarak görürler. Trafikte dur kalk yapmaktansa, fazladan uyku, fazladan sakin sakin oturmak cazip gelir. Ayakta kalmazsanız tabi...
Türkiye'deki otobüslerde ayaktaki insan sayısı, koltuk sayısını 2ye katladığı için ilk durağa en önce giden, kuyruğun başını çeken şanslıdır. Aksi takdirde gideceğiniz yolu halay çekerek kat etmeniz gerekir.

Otobüs duraklarına gidildiğinde, herkes birbirini süzer. Hele hele kuyruğun başını çeken ilk bir kaç kişiye kötü bakışlar atılır, "
deli" addedilirler. Karga b.kunu yemeden gelmişlerdir yer kapmaya.
Otobüs durakları ise tam anlamıyla birer çirkinlik abidesidirler. 4 tane boruyu metallerle birbirine bağlarlar, tepesinede bir çatı konduruldumu alın size otobüs durağı. Sağınız solunuz reklam doludur. Durağa sırtınızı verdiğinizde tam arkanızda kocaman bir harita ve bulunduğunuz durağın adı yazar. Çirkindir otobüs durakları.

Birde uzun süre otobüs beklemeniz gerekirse, önünüzden geçen sürücülerin sizi süzerek geçip gitmesi insanı siniri eder-hele birde hava soğuksa! :))


Yukarıda gördüğünüz BeetleJuice'daki garip evleri hatırlatan eser bir otobüs durağı! Bir otobüs durağı ancak bu kadar sevimlileştirilip bu kadar keyifli görünebilir. Çocuk parkı gibi :)

Bu otobüs durağı California, Ventura'daymış...

Keşke her yere böyle orijinal duraklar koysalar...

Türkiye Yellow Pages


Eskiden her sene evlerimizin kapılarına getirilen o kapkalın "Sarı Sayfaları" hatırlamayan yoktur. Ulaşmak istediğiniz numaraları oradan bulurduk.
O kitapçığın her yaş grubunda farklı anıları vardır.
Bazı çocuklar bu kitabı işletecekleri insanların numaralarını ve adreslerini edinmek için kullanırdı, babalar gereken yerlerin numaralarını oradan bulurdu, kimisi seneler sonra izini kaybettiği arkadaşlarını hatırlayıp oradan sorgulardı adlarını, anneler masada oturmak isteyen çocukları masaya yetişsin-rahat yemek yiyebilsinler diye sandalyenin üzerine Sarı sayfalar Rehberini koyar, çocuğunun onun üzerine oturturdu.

Artık bir yerleri işletme sevdasında olan çocuklar bu eğlenceden mahrum kalıyor, numaralar görünüyor malumunuz. :)
İzini kaybettiklerini, ulaşmak istedikleri numaraları insanlar artık internetten aratıyor.
Çocuklar ise çocuklara özel yapılan daha yüksek sandalyelerde oturuyorlar artık.


Eh herşey bu kadar değişmişken, "Sarı Sayfalar Rehberide" tabiki internette artık.

2008 Yılının Mart ayından beri hizmet veriyor yellow.com.tr
Bu site aracılığıyla tedarik etmek istediğiniz ürünleri satan firmaların, kişilerin, derneklerin, okulların, hastanelerin vs. telefon numaralarına bu site aracılığyla ulaşabiliyorsunuz.
Üstelik ulaşmak istediğiniz firmaya gitmeniz gerekirse harita hizmetlerindende fazdalanabiliyorsunuz.

Firma bilgilerinizi bu site aracılığıyla duyurmak ise ücretsiz.
Şimdiden 6500 ün üzerinde üye sayıları var...
Faydalı bir site...Tıklayın

Dünyanın En İnce LCD Televizyonu


Artık şaşırmıyorum. Her gün yeni bir gelişme var. Yok artık! Daha neler? diye tepkiler veresim kalmadı. Ama takdir etmektende geri kalmamalı insan.
Sony "dünyanın en ince lcd televiyonunu" üretmiş. 9,9 mm kalınlığında. Yakında defter kağıdı kalınlığında televizyonda üretirler.
Hem standında durabiliyormuş, hem duvara monte ediliyormuş.
Bunu neden yazdın bütün LCD ler duvara monte ediliyor demeyin çünkü ben yanlışlıkla kendime duvara monte edilemeyen bir Sony bulup aldım, 2 kere servisten adamlar geldi, çeşit çeşit aparat denediler. Sonradan öğrendik ki asılamıyormuş. :) Herneyse..

Standart LCD TV'ler doğrudan ekranın arkasında bulunan bir arka ışığı kullanıyormuş. ZX1 LED'leri kenar boyunca yerleştirilmiş ve her taraftan aydınlattığı gibi-böylece daha az yer kaplıyormuş.
Resim çerçevesi moduda varmış ki; televizyon izlemediğiniz zamanlarda tek tuşa basarak fotoğraf çerçevesine, tabloya veya slayt gösterisine dönüşüyormuş.

Tabi daha bir sürü teknik özelliğide var, incelemek isteyen tıklasın...

Nasıl bir fiyat çıkartacaklar bu alete merakla bekliyorum. :)
Teknoloji ilerledikçe, büyüklerim için endişeleniyorum. İleride eminim benim küçüklerimde benim için endişelenecekler. Hoş bir duygu değil. Anneannem ve babaannem bir Digiturk kumandasıyla savaş veriyorlar, her seferinde bozdum diyede heyecanlanıp telefona sarılıyorlar.
Onlar küçükken televizyon yokmuş, ne kadar özel bir eşyasıymış evlerinin icat edildiği zamanlarda. Evinde televizyonu olanlar, komşularını ağırlarmış beraber seyretmek için.
Anneannem ya da babaannem bu televizyonu görse, işgüzarlığa bak-ne yapacaklarmış bu televizyonu incecik bir şey aldığın gün bozulur diye söylenirler. :) Ama biz teknoloji çocukları seviyoruz böyle şeyleri...


Ufak Bile Olsa Lambanın İşlevi Olmalı


Sevmiyorum öyle antin kuntin, minik minik-saçma sapan her yere konulan lambaları. Mum deyince akla romantizm gelir, mis gibi kokular gelir, çok yumuşak loş bir ışık gelir. Ama nedense lamba denince bende loş ışıkta verse, mum etkisi yaratmıyor.
Lamba dediğin en azından işe yaramalı, hadi işe yaramayacaksada bir atraksiyona sebep olmalı.

Siteleri gezerken bu lambayı buldum. Eni 6.5 cm, boyu 12 cm. Yani öyle lenduha gibi, değil. Hani şu hoşuma gitmeyen minik saçma lambaların ebatlarında. :)

Ama bunun işlevi var. Yandığı yeri aydınlatmıyor sadece.
Çelikten yapılmış bir gaz lambası bu.
Alev titreştikçe, lambanın üzerindeki minik ağacın gölgesi duvara vuruyor.

Gayet ince düşünülmüş, gayette sempatik bir ürün...
İncelemek isteyenler buradan buyurun.

Duvara Monte Edilen Akvaryum

Dikdörtgen akvaryumları, yuvarlak masanın üstünde duran cam akvaryumlara tercih ederim. Hem daha güzel süslenebiliyorlar, hemde bir sürü balık alabiliyorlar.
Ama gidipte koca akvaryumu bakımı kolay Japon balıklarıla dolduracaksınız, buna sadece işgüzarlık denir.
Balık bakımı öyle kolay iş değil, balığı alacaksınız, suya uyumunu sağlamak için bekleyeceksiniz, suyu temiz tutacaksınız, havalandıracaksınız, ilaçlayacaksınız, daha bilmediğim bir sürü detay... Sınızda sınız. Çok güzel göründüğü, seyretmenin huzur verdiği doğru ama ben yapamam, yapanada karışmam.
Akvaryum bakımı sabır işi, sevgi işi.
Yuvarlak akvaryumlarıda hiç sevmiyorum. Bana balığa yapılan işkence izlenimi veriyorlar. Kendinizi 4 tarafınız hafif eğimli duvarlarla çevrilmiş bir yerde hayal etsenize. İçeriden dışarısı nasıl gözüküyordur acaba? Bu yüzden ne zaman 2 tane Japon balığı alıp bir fanusa koymak istesem, vicdanım galip gelir.
Yeni bir akvaryum buldum. İşte tam yandaki resimde gördüğünüz :)
Duvara monte ediliyor, yerinden kıpırdamıyor, sağa sola kaymıyor, balık yerini yurdunu biliyor.
O fanus akvaryumu temizlik yaparken olduğu yerden aldığınızda içindeki balık(lar) ne kadar aptallaşıyordur kim bilir?
Bu akvaryum akriliktenmiş, tek bi çiviyle duvara monte ediyorsunuz. İster sadece otlarla-taşlarla süslüyorsunuz, isterseniz bir iki tane Beta ya da Japon balığı besliyorsunuz içerisinde.
Ben çok beğendim, büyüyünce evime koyabilirim. :)

Rendelesende Rendelemesende


Rende deyince akla, doğranan parmaklar-kırılan tırnaklar, ağrıyan bilekler gelir. Rendelemenin keyifli olduğunu iddia edenede denk gelmedim şimdiye kadar. :)
Ama gelin görün ki, mutfakta rende, sıkacaktan sonra mutfaktaki ikinci elzem alet edevattır.
İşin kolayı blender-mixer falan var ama pratik olan hiç bir bayan bir kaşar uğruna onu kirletmeyi göze alamaz. Çünkü bulaşık makinasına atılmaz. :)
Birde mutfak ürünleri sevimlileştikçe, kullanma hevesi artıyor insanda.
Bu üründe öyle bir ürün işte. Hanım ablanın eteğine sürte sürte kaşarları rendelemek, çirkin şekilli, geleneksel rendeye sürtmekten iyidir.
Kullanmasam bile gayet dekoratif. :)))

4 Şubat 2009 Çarşamba

Bebelere Balon

4 Şubat 2009 Çarşamba

Gecenin bu saati insanın canı ne yapmak ister?
Film seyretmek, belki yanında mısır patlağı, sevdiğiniz insan yanınızda, ayaklarınızı uzatmışsınız...
Arkadaşlarla bir cafede, muhabbet gırla, gülüp eğlenip, dedikodu yapmak...
En kestirmeden güne son noktayı koyup fosur fosur uyumak...
Yürümek, yokuş aşağı, düz yolda, yokuş yukarı hatta?
Sımsıkı giyinip balkona çıkmak, masada bir bira, bir kül tablası, bir paket sigara, mis gibi hava, dona dona yıldızları seyretmek...
İnternette o site senin, bu site benim kurciklemek...
Bütün ışıkları kapatıp, mumları yakıp, sevdiğiniz müzikleri dinleyerek rahatlamak...
Ya da şöyle rahat bir yere sakin sepet uzanıp güzel bir kitap okumak.
Bunların hepsi gece yapılası eylemler.
Ama benim canım bu akşam bunların hiç birini istemiyor.
O yukarıdakilerin hepsini herkes yapar.
Benim canım tam şimdi helyum gazıyla doldurulmuş balonlar göndermek istiyor gökyüzüne.
Böyle rengarenk, tam 100 tane. Ne eksik, ne fazla!
Mantıklı bir istek değil, gecenin körü, balonları bıraktığım andan itibaren 10a kadar saysam yok olup gidecekler.
Ama yinede canım helyum gazıyla doldurulmuş rengarenk balonlar uçurmak istiyor.
Aslında uçlarına maytap takılabilir balonların, görüş sürem 15 saniyeye çıkar.
Gece gece neden taktım balon uçurmaya bende anlamadım. Nerden aklıma geldi hiç bir fikrimde yok.
Ama can istedi bir kere. Fantazi dünyası işte.
Bayram değil, seyran değil, hayırlar ola.

(Ev)(len)(me)(k)


Evlenmeye karar vermek bir olay, evlenme kararını almak ayrı olay, evlenmek için yapılması gereken hazırlıklar apayrı olay!
İnsan sonunun mutluluk olduğunu bilmese, bu çilelere katlanmaz.

Önce sevdiğiniz insanın gerçekten sevdiğiniz insan gibi olup olmadığını anlayarak geçer zamanınız, sonra sevdiğiniz insanın ileriki yıllarda evrim geçirip geçirmeyeceğini-huyunun suyunun deforme olup-olmayacağını sorgularsınız.

Kısaca sevginize, saygınıza ve güveninize layık mı?

Cevap "evetse" ne mutlu size!

"Evlenmeye karar verdiniz", kendinizce.
..
Tabi sevdiğiniz insanda bütün bunlardan eminse mutluluğunuzu çarpın 2yle!

Bir cesaret alırsınız "evlilik kararını".

O kendinizden emin "ettiğiniz evlilik teklifi" ya da kendinizden emin "evet! evet! evet!" deyişiniz kadar kolay değildir sonrası.

İşte işin en zor kısmı kararı aldıktan sonra başlıyor.

Eğer geleneklere-göreneklere bağlıysanız ve sorumlu olduğunuz aileniz varsa, bu ateş üzerinde cayır cayır yürümeye atım atmaktır.

Sırasıyla; isteme-söz-nişan-kına-düğün. Birde bunların ekstraları vardır; ev-ev döşemek, çeyiz ve balayı.

Bunları tek tek organize etmek, herkesi mutlu etmeye çalışmak psikolojik olarak güçlü olmanızı gerektirir. Her iki tarafında çılgınca para döküp-saçması altın yumurtlayan tavuk olma güdüsünü arttırır.


Ama sonuçta, böyle özel günler "Allah nasip ederse-1 kere yaşansın dilekleriyle" yaşandığı için, her organizasyon tatlı tatlı yaşanıp bittiği takdirde keyiflidir.


Ama öyle gerçekler vardır ki aklınızın iplerini salasınız gelir.

"Ailelerin anlaşması mühim değil, ben seninle evleniyorum lafı" yalandır. Aileler anlaşmalıdır-sevmelidirler birbirlerini. Evlendiğiniz insanın ailesiylede evlenirsiniz. Bir ömür 4 duvar arasında evleneceğiniz kişiyle başbaşa olmanız, ailelerinize silip atmak demek değildir. Sorumluluklarınız azalmaz, aksine artar. Eğer sevdiğiniz insana saygınız varsa, onu bugünlerine getiren insanlarada saygı duymak zorundasınız. Uzakta ama uzaklaşmamış olmayı öğrenmek gerekir.

"Düğüne istediğimizi çağırırız, istemediğimizi çağırmayız" lafıda yalandır. Aile büyüklerinin çağırmaları gereken insanlar vardır. Sevin-sevmeyin o insanları, çağırılacaklardır ve geleceklerdir.


"Bizim evimiz istediğimiz gibi döşeriz" lafıda yalandır. Aile büyüklerinizin sizin için özene bezene hazırladığı dantelleri, farbelalalı örtüleri ne yapacaksınız? Onları mutlu etmek için, onların gelmesine yakın oraya buraya serpiştireceksiniz tabikide. Bu yazdıklarım etik değil, yazmak cesaret işi ama kimseyi kırmamaktansa gerçekçi olmak en güzeli.


"Balayımızda çılgınlar gibi gezip-eğleneceğiz" lafı siz gerçekleştirene kadar yalandır. Binbir kafadan ikibin farklı laf çıkar. Bir kere yaşayacaksınız sadece ikinizin olduğu bir bungalowa gidin başbaşa kafanızı dinleyin diyen 40 yaş üstü, çiçeklerin-ağaçların rengi ne güzeldir, hava ne kadar temizdir o tarihlerde diyerek size "otlak" yerleri tavsiye edecek 50 yaş üstü, aman balayıda neymiş-yepyeni eviniz var oturun evinizin tadını çıkarın diyecek 60 yaş üstü insanlar çıkar. Üzülmeyin, bildiğiniz-istediğiniz yolda ilerleyin.


"Eve alışveriş yapmak çok eğlenceli" lafıda her yöne çekilebilir. Evet ev döşemek, beğendiğiniz şeylerle yeni evinizi süslemenin verdiği haz çok güzeldir ama çamaşır kurutma askısı vb. şeyleride almanız gerekecektir ki, bu kısmı güzel mobilyalar, sevimli tabak-çanak seçmek kadar keyifli değildir.

Bütün yukarıda yazdıklarım gerçek...

Ama bazı gerçekler, getirecekleri için katlanılmaya değerdir.
Evlenmek, sevdiğiniz insanla bir ömür yanyana olmaktır, aynı nefesi solumaktır.
Evlenmek, sevdiğiniz kadar sevilerek yaşlanacağınızı bilmektir.
Evlenmek, her sabah ilk, her akşam son göreceğiniz kişinin sevdiğiniz insan olduğunu bilmektir.

Evlenmek, güveneceğiniz 1 ailenizin değil, artık 2 ailenizin olduğunu bilmek, buna inanmaktır.

Evlenmek, sadece kendi ihtiyaçlarınızı-isteklerinizi değil, sevdiğiniz insanın isteklerini ve ihtiyaçlarını önemsemektir.

Evlenmek, sizi dinleyecek-sözcüklerinize önem verecek-sizi anlamaya çalışacak insanın her gün evinizin kapısından gireceğini bilmektir.

Evlenmek beraber üzülmek, beraber gülmek, beraber sır saklamak, beraber duyuru yapmaktır.
Evlenmek, size ve sevdiğiniz insana benzeyen miniklerin ortada cirit atması, kırılan vazolardır.

Evlenmek, güvenmektir.
Evlenmek, huzurdur.

Evlenmek, mutluluktur.

Ve bütün aşılması gereken engeller, yaşanacaklara değer...

Evlenmek, şanslıysanız, güzeldir!

Zoo!


Bir şey için çabalarsın, tırmalarsın-sonra bazı "öküzler" bunu anlamaz. Yılmazsın, direnmeye devam edersin, beklersin ki yılmadığına-direndiğine deysin.
"Öküzleride" "insan" gibi görmek istediğin için, "öküzü" "insan" kabul edersin.
Ama "insan" duygusaldır. Ve "öküzü" en azından "öküzümsü insan" olarak kabul etmeyi bile göze almıştır.
"İnsan" duygusal olsada, her ne kadar "öküzü", "öküzümsü insan" olarak benimsemek istesede, netice değişmez. "Öküz öküzdür!"
Yapacak bir şey bırakmadı ki. Bu "öküz" der, arkanı döner çeker-gidersin.
Ama sonra vicdan sahibi, duygusal "maymun" girer devreye. Sen "öküz" gibi düşünemezsin der, bir daha düşünmeye davet eder seni.
Düşünürsün, ölçersin, biçersin. Belki haklıdır "maymun"?
Ama sonuç aynıdır.
Sen "insansındır", seni üzen "öküzdür", uyaransa bir "maymun".
Hepimizin yaşama bakışı, beklentileri, zevkleri farklıdır.
Hayvanat bahçesinde yollarımıza kesişsede.
Nasıl "öküz öküzse", "maymun maymundur". Ve "insanda insan".
Kusura bakma sayın "maymun"; sen benim kadar duygusal değilsin! Olamazsın!
Bana dokunmayan "öküz" bin yaşasın.

3 Şubat 2009 Salı

Meyve Zamanı!!!

3 Şubat 2009 Salı



Sevgilinize, sevdiklerinize özel günlerde çiçek göndermek eskidendi... Artık meyve sepetleri makbul olan. :))) Ve sevdiklerinizi mutlu edebileceğinize eminim. Çikolata kaplı meyveler, sade meyveler, isteseniz balonlar ve kurabiyeler ekletebileceğiniz çeşit çeşit sepetler-kutular. Hatta kendi tasarımınızı bile yaratabilirsiniz. Hem göze, hem damağa hitap etmek budur! Çiçeklerde mutlu eder tabiki, ama değişik hediyeler her zaman caziptir, alanada-verenede. :) Masanıza koyduğunuz saksıdaki çiçekmi makbuldür? Yoksa arada bakıp bakıp içiniz gidince tırtıkladığınız çikolata kaplı çilekler mi? :))) Buda güzel bir hediye seçeneği işte. Kim demiş hediye bulmak zordur diye? :) İncelemek isterseniz bakın bakalım...
Fruit&The City

Keyfine Düşkünlere..!


Banyo keyfi kimileri için vazgeçilmez rahatlama yöntemidir. Kimiside bu yöntemin farkında değildir.
Son zamanlardaki favorim "Lush". İnsan orda kendini kaybedebilir, ben kaybediyorum. Bütün ürünleri tamamen doğal ve hepsi şeker gibi görünüyorlar (zaten etrafta bir çok tabela var görüdüklerinizin yenmediğine dair). :)))
Ne isterseniz bulabilirsiniz orada... Binbir çeşit koku... Banyo balistikleri, köpükleri, şampuanlar, çeşit çeşit sabunlar, yüz maskeleri, tonikler, nemlendiriciler, el-ayak bakımı ürünleri, duş jelleri, masaj kremleri, duş jelleri ve daha neler neler! Üstelik sadece bayanları düşünmemişler. Erkekler için losyonlar, kremler ve diğer bakım ürünleri...
Özel günler için hazırladıkları paketler ise inanılmaz!
Gerçekten bu mağaza anlatılmaz yaşanır. Oraya her yolum düştüğünde elim boş terkedemiyorum. Tavsiye edebileceğim o kadar çok ürün var ki... Ama yinede balistiklerini, maskelerini, nemlendiricilerini ve masaj kremlerini denemeden geçmeyin!
Eğer istanbul ya da İzmir'de değilseniz internettende sipariş verebilirsiniz...
Tıklayın...

Deniz Kaplumbağası Evlat Edinin...


Doğal Hayatı Koruma Vakfı-Türkiye (WWF), yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan deniz kaplumbağaları için bizleri katkıda bulunmaya çağırıyor...
Deniz kaplumbağaları her sene denizleri aşarak, yumurtalarını bırakmak için Türkiye'nin Akdeniz kıyılarına geliyor. Tüm bu çabalarının sebebi ise doğdukları yerde yavrularına hayat vermek...
10 TL karşılığında deniz kaplumbağası yumurtasını kurtararak, onu evlat edinebiliyorsunuz. İsteğinize bağlı olarak; (212) 528 2030 numaralı telefon ya da abalkuv@wwf.org.tr adresinden Arzu Hanım'la irtibata geçerek isminize hazırlanmış "Bağış Sertifikanızı" talep edebilirsiniz.
Gerekli forma ulaşmak için; tıklayın...
O kadar gereksiz yerlere harcadığımız 10 TL ler var ki... Ben 2 tanesini kurtardım bile. Hadi bakalım pamuk eller cebe! :)))
Kendinizi ve sevdiklerinizi sevindirin, sevgililer günüde yaklaşıyor zaten :)))

İnceleyin, incelettirin..!


Okuyanlara duyurulur!
Abuk subuk bir sürü eniyizart.com-eniyizurt.com sitelerinde gezinip, istemediğim sitelere yönlendirilerek, açılan pop-uplardan bezmiş haldeyken kendime göre bir sosyal imleme sitesi buldum.
Tek bir siteden aklınıza gelen bir çok haber sitesinin önemli ana başlıklarından tutunda, emlak, ekonomi, programlama, moda, pazarlama, spor, bilişim, tasarım konularında ve daha bir çok konuda tek bir linkten ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Güzel bir karma olmuş.
Saat başı güncellenen içeriğiyle bence çok profesyonel ve kullanışlı. Ellerine, kollarına, beyinlerine sağlık.
Site isimlierini aklında tutamamaktan, bookmarkları başını alıp gitmiş insanlara büyük iyilik etmişler...
Bakınız, deneyiniz: www.tamiyi.com

30 Ocak 2009 Cuma

Sehpanında Böylesi...

30 Ocak 2009 Cuma

Arizonada'da yakınlarının ölmesine dayanamadığını, söyleyen Jeff(38), 9 yıl önce vefat eden eşini mumyalatıp, ona özel yaptırdığı camekan bir sehpanın içerisine koyup oturma odasına yerleştirmiş.
O sıralar Arizona halkından büyük tepkiler almasına rağmen, yetkililer Arizona yasalarına göre, "ölen bir yakınını evinde de kurallara uygun bir şekilde saklayabilineceğini açıklamışlar".
İşte bu nedenle yakın zamanda vefat eden kardeşi Daniel içinde aynı şeyi yapacağını ve yaptığının yanlış olduğunu bilsede kardeşinide salona koyacağını belirtti.
Bu adamın normal olmadığı aşikar... Peki siz şurada oturan sarı tshirtlü adamın yerinde olmak istermiydiniz? Arkadaşınıza gidiyorsunuz, koltuğa kuruluyorsunuz, kahvenizi koyduğunuz sehpanın altında bir ceset yatıyor..! Düşünmesi bile kabus...

Kışın Sıcak Sıcak


Aroma Home adlı firma malum buz gibi kış aylarında ayaklarımızı ısıtacak çözümü bulmuşlar. (Hot Sox Feet Warmers) Kendilerine minnettarım ve bu ürünü yazımı okuyanlara şiddetle tavsiye ediyorum. Üstelik mis gibi kokmalarıda cabası. :))
6 Çeşidi var ve her biri farklı farklı kokuyor. Kokuyu yoğunlaştırmak için tek yapmanız gereken, patikimsi terliklerin üzerindeki ceplerde bulunan buğday keselerini mikro dalgaya 1.5 dakika koymanız, sonrada patiklerin içerisindeki ceplere yerleştirmeniz.
Bu inanılmaz patiklerin haricinde kucaklanan sımcısak ayıcıklar, sıcacık boyun destekleri, su torbaları, bot içerisine konan ısıtıcılar ve ayılı-aslanlı giyecek askılarıda mevcut. Üstelik hepsi çeşit çeşit ve farklı farklı kokuyor.
Çorap üzerine terlik giyme kroluğuna son! :))

29 Ocak 2009 Perşembe

Eldiven Elde Sigara İçebilmek...

29 Ocak 2009 Perşembe

Sigaranın faydalı olduğunu savunan, hata olduğunu bile bile kendine amalar yaratan, telafiler-nedenler-çapraşık fikirler ortaya atıp sigara içmesini hafifletmeyi deneyenlerden değilim.
Zararlı olduğunu en az adım kadar iyi bildiğim halde, zevk aldığım için, bir gün bırakırsam sebebi mecburiyet olduğu için içmeyecek, mecburiyet bitiminde o keyfe tekrar döneceğimi bilecek kadar gerçekçiyim ben...
Sigara içmemi kolaylaştıran her şeyi seviyorum... Sigara içilen cafeler, sigara içilen arabalar, sigaranın yanında keyfi 2ye katlayan içecekler, sigara içmeyi kolaylaştıran ürünlerede sempati duyuyorum...

İşte bu üründe sempati duyulası bir ürün. :) Sigara yasağının olduğu yerlerde (iş yerlerinde, restoranlarda vs.) kapı eşiğinde dikilip sigara tüttürmek, kapı eşiğinde muhabbet etmek tiryakinin adetidir. Zaten tiryaki olmayıpta rahat koltuğundan kalkıp, sırf sigara içmek için içeri alınmayı bekleyen kediler gibi kapı eşiğinde bekleşen yoktur.
Hele hele kış aylarında, dışarıda ayaz varken, kat kat soğan gibi giyinip, sigara içmek için kapı eşiğinde dikilmek-sizi anlayan dost yüzlü Sigara İçenler Dayanışma Klübü üyeleriyle geçirdiğiniz 7 dakika bambaşkadır! Tadına doyum olmaz! Birbirinizi tanımasanızda insancıl bakışlar atarsınız, çakmak gerektiğinde ben seni anlarım arkadaş diyen gözlerle birbirinize çakmak uzatırsınız... Tek kötü yanı ellerinizin çılgınca donması, eldivenle sigara içmeyi denemek ise eldiveninizin tutuşma ihtimalini göze almaktır...

Muhtemelen bizim Sigara İçenler Dayanışma Klübü (SİDK) 'ne üye olanlardan biri bu duruma çareyi bulmuş, sağolsun-varolsun!
Sigaracı Eldiven karşınızda! :)

Bayan Sürücüler'e Mektup (Üzerine alınanlara...)


Trafiğe çıktığımda beni benden alan sayın, pek sevgili hem cinslerim! Yurdumun ultra-süper-hiper Bayan sürücüleri!
Yan arabadan sizi kesmeye çalışan aç bakışlı krolardan bile daha bezdirici, daha sinir edicisiniz. En azından film çektirip içeriyi görmelerini engelleyebiliyoruz. Ama sizin sayınız her geçen gün artıyor!
Biz ki cins olarak aynaları severiz, aynalara düşkünüzdür. Neden sağınızda, solunuzda ve tepenizde duran aynalardan faydalanmıyorsunuz? Arkanızı, sağınızı, solunuzu kontrol edin bile demiyorum... Kaşlarınız çıkmış mı? Rimeliniz akmış mı? Farınızı eşit sürmüşmüsünüz? Bütün bunları kontrol ederken yanlışlıkla! arkanızdaki arabalara gözünüz çarpsın, orada olduklarını, yolların sadece sizin olmadığını "en azından" fark edin istiyorum...

Neden sürücü koltuğunuzu, direksiyonun içine sokuyorsunuz? Neden direksiyonla bütünleşmiş, tırnaklarınızı direksiyon simidine batırmayınca hayatınız sona erecekmiş gibi davranıyorsunuz? Neden sadece önünüze bakıyorsunuz?
Alışveriş yaparken böylemiyiz biz? Aksine gözlerimiz fıldır fıldır, önümüzdeki vitrini keserken, aynı zamanda arkamızdaki vitrinde bulunan ayakkabıyı beğenebiliriz. Süpermarketlerdeki arabayı kullanırken bütün rafları radarınız içine hapsedebilirsunuzda neden konu direksiyon olunca başkalaşıyorsunuz? Arkadaşlarımızla bir restoranda çılgınca dedikodu yaparken bile içeri kim girdi, kim çıktı biliriz biz.
Organize hareket edebiliriz...

Otobanda 70le sol şeritten tıngır mıngır gidersiniz, çantanızdan telefonu çıkartmak için olur olmadık yerde arabanızı kenara çekersiniz... Ama yetişilecek yer kuaför randevusuysa emniyet şeridinden 140la gidip ceza yediğinizde bile banamısın demezsiniz...
Hele o kavşaklar yok mu o kavşaklar! Siz o kavşakları kullanmaya tenezzül ettiğinizde 2500 parçalık puzzle dan beter oluyor trafik!

Bıktım sizden... 6 Önümde ki arabanın, sağımda aniden üzerime kıran arabanın şöförlerinin bayan olduğunu anlayabiliyorum... Al işte yine bayan şöför demekten tüy bitti dilimde... Arabanızı çarparsınız, neden arabama çarptın diye çığlık çığlığa bağırırsınız... Öncelik kapıdan geçerken, sipariş verirken hep bayanındır-kibarlıktır. Ama trafik canınızı emanet etmektir... Cinsiyete bağlı öncelik yoktur.


Bir kısmınız arka koltuğunuzda ki çocuğunuzla dökülüyorsunuz yollara... O çocuk parmağını ağzına soksa anında çek elini demeyi bilirsiniz... Çocuğunuza, alışverişe, restorana giren çıkan insan silsilesine bu kadar duyarlıyken neden canınıza-canımıza kastınız var?


Bütün bayan sürücüleri 10 aşamalı sınava soksunlar, devlet ÖSS gibi katı kurallar koysun, her sınavdan yüksek not almak mecburi olsun, 1 sınavdan bile geçemezsek 5 yıl trafikten muaf olalım!
Ben seve seve varım... Hakkımsa ehliyetimi alırım. Ama n'olur hak etmeyene vermesinler şu ehliyeti..!

Doğal Sarışın Olmayınca...


İngiltere'de Gloucestershire'da son sınıf öğrencisi Amy Western (16), Raegan Booth (16) sabah okula gitmeleriyle, okul müdürleri tarafından evlerine gönerilmişler. Sebepse doğal sarışın olmamaları! Okul müdürü "erkeklerin dikkatini dağıttıklarını, saç renklerinin doğal olmadığını, saçlarını kahverengiye boyatmadan okula almayacağını, kurallarından asla şaşmayacaklarını" belirtmiş.
Reagan, "Doğal olmayan renkler, mor, kırmızı, yeşil ya da mavi olur. Oysa gerçekten saçı sarı olan milyonlarca insan var. Sarı doğal bir renk" diyerek kendi görüşünü belirtmiş...

Eminim ki okullarında yüzlerce sahte sarışın vardır, ihale 2 tane kızın üzerine kalmış. İngilizler zaten açık tenli, açık renkli insanlar. Nasıl böyle bir kural uygulamaya karar vermişler anlayamadım.
Ama işte zihniyet! İnsanın fikri neyse zikri odur sözünün belgelenmesi.
Bre müdür amca! Sen sapıksan, 16 yaşında ki küçücük çocuklara yan gözle bakıyosan, onların saç renklerinin varlığını bahane ederek, böyle bir haber çıkmasını sağlayıp, senin gibi sarı saçtan bir hoş! olan bahsettiğin erkek tiplerini konuya daha çok yoğunlaştırmıyor musun?

Türkiye'de ki okullarda en büyük problem etek boyu... Dini konularla kavrulmaktayız son zamanlarda... Daha dini-devleti ayıramadık ki konu saç rengi olsun.
Bizim okullarımızda böyle bir olay olsa, neredeyse bütün sarışınları okuldan uzaklaştırmaları gerekirdi... Türban olayındakinden bile büyük kitleler ayağa kalkardı. Çoğunluğu kara kaşlı, kara gözlü insanlardan oluşan nüfusumuzda bu kadar çok sarışın varken, yer yerinden oynardı Maazallah! :)

Flowbee


Flowbee 1980'lerde Rich Hunt adına bir marangoz tarafından icat edilmiş, gece 00:00'dan sonra yayımlanan uzun reklamlarla televizyondan pazarlanmış-alışılmadık bir saç kesme aygıtı. 80lerden bu yana makyajlanarak günümüze kadar ulaşmış, şimdilerde mini-flowbee adındaki ufak versiyonunu üretmişler.
Bu icadı icat yapan özellik ise, bekar erkeklerin hayatını kolaylaştırması, ev hanımlarının car car "lavaboda bile sakalların var insan bir su vurur şu lavaboya" diye söylenmesini engellemek amacıyla, elektrik süpürgesinin hortumuna takılan (Evet evet ciddiyim!), çeşitli aparatlarla saçınızı-sakalınızı-favorinizi kesmesi, kestiği kıl-tüy silsilesini doğruca elektrik süpürgenizin çöp haznesine göndermesi.

Çok başarılı mı, kullanımı kolay mı bilmiyorum ama gayet hijyenik olduğu kesin. :)
Bu icat bende Rich Hunt'ın hijyen delisi-temizliğe çok zaman ayıramayan, saçı sefadan hızla uzayan, bekar ve çok kıllı-tüylü bir amca olduğu izlenimi uyandırdı...

Hoyhoycular


Dün haberlerde yeni bir meslek tanıtımı vardı. Canlı olarak 10+1 kişilik bir gruba bağlandılar. İçlerinden en sivrisi fikri üreten (1) ve heyeti (10). İnsanların işsizlikten kırıldığı bu dönemde, çözümü hoyhoyculukta bulmuşlar. Ücretlendirme kişi başı 25 TL.
"Hoyhoyculuk" başka bir deyişle bas bas bağırıp, varlığını belli ederek, hoyhoy edilen kişiyi pohpohlamak.
Son dönemde en büyük umutları siyasetçiler, bekliyorlar ki siyasetçiler arasın-çağırsın. Beyaz yuvarlak kesimli pankartları bile hazır. 1 Numaranın direktifiyle ekip ilkokul müsameresindeki çocuklar gibi kareografisi önceden düzenlenmiş şekilde birbirinden ayrılıyor.
"Allah seni başımızdan eksik etmesin!"
"İyi ki varsın!"
"Sayende karnımız doyuyor!" pankartları eşliğinde güçlerinin yettiği kadar bağırıyorlar. Aniden "kaldırgaç ekibi" hızla ortaya çıkıyor ve hoyhoyu hak eden kişiyi havaya kaldırıyor-hoplatıp zıplatıyor.
Hoyhoycuların hizmetleri bu kadarlada bitmiyor, ağıtçıları ve lülülücüleride var. Bunlar seçilmiş kişiler. "Ağıtçı" gel diyince (1 Numara çağıtıyor), ağıtçı kamburu sırtında kendini aniden yere atıyor,bağdaşını kuruyor, başlıyor ağlamaya-sızlanmaya-bas bas bağırmaya...
"Bizi neden bıraktın gittin?"
"Sensiz sırtımız hep kambur!" diyerek sahte hıçkırıklarla bir öne bir geriye atıyor kendini. Ama gerçekçi, hakikaten çok gerçekçi. Sanırsınız merhumun babası, kardeşi.
Sevilmeyen insanların vefatı durumunda, kimsenin son yolculuğuna teşrif etmeyeceği idrak edilince bu vatandaşlar ekmeklerini kazanacaklar.
Bir anda fikir sahibi 1 numaralı kişi tamam yeter diyor ve ağıtçıyı arkaya doğru itekliyor. Tanıtmaya devam ediyor. Birde lülülücümüz var diyor. "Lülülücü" gel diyince ufak tefek kel bir amca çıkıyor meydana. Başlıyor lülülü diye bağrınmaya. Gırtlaktan ve çok içten bir görüntü sergileyerek hırpalıyor kendini oracıkta... Bir süre sonra rolünün bittiğini kafasını sahne selamı verir gibi emme basma tulumba kıvamında sallayıp 10 kişilik güruhun ardına saklanıyor.
1 Numara tanıtıyor, lülülücüler daha çok düğünler, kınalar, asker uğurlamaları için... "Seçimlerden sonra aç kalmayacağız" diyor...

Bu adamlara kızılır mı? Kızılmaz. Bu adamları takdir ettim mi? Ettim. Aralarında 50 yaşını aşmış amcalarda var... Tek dertleri evlerine-eşlerine-çocuklarına yemek götürmek, yakacak edinmek... Krizin teğet geçtiği! ülkemizde, son çare bu mesleği edinmişler kendilerine. Umut dünyası işte... Takdir ediyorum çünkü; en azından dürüstler-nice hoyhoycular gördü bu millet, kaç tanesi göğsünü gere gere ben bunu parası için yapıyorum diyebildi???

IQ su Yüksek Kıyafetler


Herhalde çoğu dişi yaşıyodur sabah sendromunu. Uyanma vakti gelir çatar, bir süre debelenir, oyalanır, uyanmış gibi kandırırız kendimizi. Dakikaların birbirini hızlı kovaladığını farkettiğimiz an yataktan zıplamak, güne startın verildiği andır. Ne giysem düşüncesi sarar benliğinizi...
İlk iş odanın içinde rakun yavrusu gibi dönenmektir. En sonunda dolabın kapakları açılır, şöööyle üstün körü bi bakış atılır. Renkleri beğenilmeyenler, küçük/büyük gelenler, yakın zamanda giyilenler, üzerine uygun bluz, altına uygun pantolon vs olmayanlar elenir. Geriye kalan kıyafetler ordusunu düşünerek ne giysem diye birini alır dener-fırlatır, başka birini giyer, koca bir dağ oluştururuz odanın merkez noktasında. Günün en yıpratıcı anıdır kıyafet seçimi... Sonunda önceki kreasyonlardan birini giyer, mümkün olan en kısa zamanda alışverişe gitme kararı alır, kendimizi çok çirkin hissederek sokağa dökülürüz.
IQ su yüksek, akıllı kıyafetler olsa keşke... Kendi kendilerini yıkayıp, kendi kendilerini ütüleyen, eskidiklerinde kendi kendisini imha edip dolaptan kaybolan, sabah uyandığınızda askının üzerinde tam takım hazır olda bekleyen, hoplaya zıplaya giyilmeyi bekleyen kıyafetler!
Annelere göre bunun çözümü akşamdan giyilecek kıyafeti seçmektir. Ama aslında bu annelerin büyük yalanıdır. Yoktur öyle bir şey. Akşam psikolojisiyle, sabah psikolojisi birbirini tutmuyor. Zaten akşam hayal ettiğim kıyafet, sabahında akşam ki gibi durmuyor!

Deneme bir ki


işte geldim burdayım ben bu işte ustayım :)
 
Sabah Şekeri © 2008. Design by Sabah Şekeri