
Herhalde çoğu dişi yaşıyodur sabah sendromunu. Uyanma vakti gelir çatar, bir süre debelenir, oyalanır, uyanmış gibi kandırırız kendimizi. Dakikaların birbirini hızlı kovaladığını farkettiğimiz an yataktan zıplamak, güne startın verildiği andır. Ne giysem düşüncesi sarar benliğinizi...
İlk iş odanın içinde rakun yavrusu gibi dönenmektir. En sonunda dolabın kapakları açılır, şöööyle üstün körü bi bakış atılır. Renkleri beğenilmeyenler, küçük/büyük gelenler, yakın zamanda giyilenler, üzerine uygun bluz, altına uygun pantolon vs olmayanlar elenir. Geriye kalan kıyafetler ordusunu düşünerek ne giysem diye birini alır dener-fırlatır, başka birini giyer, koca bir dağ oluştururuz odanın merkez noktasında. Günün en yıpratıcı anıdır kıyafet seçimi... Sonunda önceki kreasyonlardan birini giyer, mümkün olan en kısa zamanda alışverişe gitme kararı alır, kendimizi çok çirkin hissederek sokağa dökülürüz.
IQ su yüksek, akıllı kıyafetler olsa keşke... Kendi kendilerini yıkayıp, kendi kendilerini ütüleyen, eskidiklerinde kendi kendisini imha edip dolaptan kaybolan, sabah uyandığınızda askının üzerinde tam takım hazır olda bekleyen, hoplaya zıplaya giyilmeyi bekleyen kıyafetler!
Annelere göre bunun çözümü akşamdan giyilecek kıyafeti seçmektir. Ama aslında bu annelerin büyük yalanıdır. Yoktur öyle bir şey. Akşam psikolojisiyle, sabah psikolojisi birbirini tutmuyor. Zaten akşam hayal ettiğim kıyafet, sabahında akşam ki gibi durmuyor!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder