30 Ocak 2009 Cuma

Sehpanında Böylesi...

30 Ocak 2009 Cuma

Arizonada'da yakınlarının ölmesine dayanamadığını, söyleyen Jeff(38), 9 yıl önce vefat eden eşini mumyalatıp, ona özel yaptırdığı camekan bir sehpanın içerisine koyup oturma odasına yerleştirmiş.
O sıralar Arizona halkından büyük tepkiler almasına rağmen, yetkililer Arizona yasalarına göre, "ölen bir yakınını evinde de kurallara uygun bir şekilde saklayabilineceğini açıklamışlar".
İşte bu nedenle yakın zamanda vefat eden kardeşi Daniel içinde aynı şeyi yapacağını ve yaptığının yanlış olduğunu bilsede kardeşinide salona koyacağını belirtti.
Bu adamın normal olmadığı aşikar... Peki siz şurada oturan sarı tshirtlü adamın yerinde olmak istermiydiniz? Arkadaşınıza gidiyorsunuz, koltuğa kuruluyorsunuz, kahvenizi koyduğunuz sehpanın altında bir ceset yatıyor..! Düşünmesi bile kabus...

Kışın Sıcak Sıcak


Aroma Home adlı firma malum buz gibi kış aylarında ayaklarımızı ısıtacak çözümü bulmuşlar. (Hot Sox Feet Warmers) Kendilerine minnettarım ve bu ürünü yazımı okuyanlara şiddetle tavsiye ediyorum. Üstelik mis gibi kokmalarıda cabası. :))
6 Çeşidi var ve her biri farklı farklı kokuyor. Kokuyu yoğunlaştırmak için tek yapmanız gereken, patikimsi terliklerin üzerindeki ceplerde bulunan buğday keselerini mikro dalgaya 1.5 dakika koymanız, sonrada patiklerin içerisindeki ceplere yerleştirmeniz.
Bu inanılmaz patiklerin haricinde kucaklanan sımcısak ayıcıklar, sıcacık boyun destekleri, su torbaları, bot içerisine konan ısıtıcılar ve ayılı-aslanlı giyecek askılarıda mevcut. Üstelik hepsi çeşit çeşit ve farklı farklı kokuyor.
Çorap üzerine terlik giyme kroluğuna son! :))

29 Ocak 2009 Perşembe

Eldiven Elde Sigara İçebilmek...

29 Ocak 2009 Perşembe

Sigaranın faydalı olduğunu savunan, hata olduğunu bile bile kendine amalar yaratan, telafiler-nedenler-çapraşık fikirler ortaya atıp sigara içmesini hafifletmeyi deneyenlerden değilim.
Zararlı olduğunu en az adım kadar iyi bildiğim halde, zevk aldığım için, bir gün bırakırsam sebebi mecburiyet olduğu için içmeyecek, mecburiyet bitiminde o keyfe tekrar döneceğimi bilecek kadar gerçekçiyim ben...
Sigara içmemi kolaylaştıran her şeyi seviyorum... Sigara içilen cafeler, sigara içilen arabalar, sigaranın yanında keyfi 2ye katlayan içecekler, sigara içmeyi kolaylaştıran ürünlerede sempati duyuyorum...

İşte bu üründe sempati duyulası bir ürün. :) Sigara yasağının olduğu yerlerde (iş yerlerinde, restoranlarda vs.) kapı eşiğinde dikilip sigara tüttürmek, kapı eşiğinde muhabbet etmek tiryakinin adetidir. Zaten tiryaki olmayıpta rahat koltuğundan kalkıp, sırf sigara içmek için içeri alınmayı bekleyen kediler gibi kapı eşiğinde bekleşen yoktur.
Hele hele kış aylarında, dışarıda ayaz varken, kat kat soğan gibi giyinip, sigara içmek için kapı eşiğinde dikilmek-sizi anlayan dost yüzlü Sigara İçenler Dayanışma Klübü üyeleriyle geçirdiğiniz 7 dakika bambaşkadır! Tadına doyum olmaz! Birbirinizi tanımasanızda insancıl bakışlar atarsınız, çakmak gerektiğinde ben seni anlarım arkadaş diyen gözlerle birbirinize çakmak uzatırsınız... Tek kötü yanı ellerinizin çılgınca donması, eldivenle sigara içmeyi denemek ise eldiveninizin tutuşma ihtimalini göze almaktır...

Muhtemelen bizim Sigara İçenler Dayanışma Klübü (SİDK) 'ne üye olanlardan biri bu duruma çareyi bulmuş, sağolsun-varolsun!
Sigaracı Eldiven karşınızda! :)

Bayan Sürücüler'e Mektup (Üzerine alınanlara...)


Trafiğe çıktığımda beni benden alan sayın, pek sevgili hem cinslerim! Yurdumun ultra-süper-hiper Bayan sürücüleri!
Yan arabadan sizi kesmeye çalışan aç bakışlı krolardan bile daha bezdirici, daha sinir edicisiniz. En azından film çektirip içeriyi görmelerini engelleyebiliyoruz. Ama sizin sayınız her geçen gün artıyor!
Biz ki cins olarak aynaları severiz, aynalara düşkünüzdür. Neden sağınızda, solunuzda ve tepenizde duran aynalardan faydalanmıyorsunuz? Arkanızı, sağınızı, solunuzu kontrol edin bile demiyorum... Kaşlarınız çıkmış mı? Rimeliniz akmış mı? Farınızı eşit sürmüşmüsünüz? Bütün bunları kontrol ederken yanlışlıkla! arkanızdaki arabalara gözünüz çarpsın, orada olduklarını, yolların sadece sizin olmadığını "en azından" fark edin istiyorum...

Neden sürücü koltuğunuzu, direksiyonun içine sokuyorsunuz? Neden direksiyonla bütünleşmiş, tırnaklarınızı direksiyon simidine batırmayınca hayatınız sona erecekmiş gibi davranıyorsunuz? Neden sadece önünüze bakıyorsunuz?
Alışveriş yaparken böylemiyiz biz? Aksine gözlerimiz fıldır fıldır, önümüzdeki vitrini keserken, aynı zamanda arkamızdaki vitrinde bulunan ayakkabıyı beğenebiliriz. Süpermarketlerdeki arabayı kullanırken bütün rafları radarınız içine hapsedebilirsunuzda neden konu direksiyon olunca başkalaşıyorsunuz? Arkadaşlarımızla bir restoranda çılgınca dedikodu yaparken bile içeri kim girdi, kim çıktı biliriz biz.
Organize hareket edebiliriz...

Otobanda 70le sol şeritten tıngır mıngır gidersiniz, çantanızdan telefonu çıkartmak için olur olmadık yerde arabanızı kenara çekersiniz... Ama yetişilecek yer kuaför randevusuysa emniyet şeridinden 140la gidip ceza yediğinizde bile banamısın demezsiniz...
Hele o kavşaklar yok mu o kavşaklar! Siz o kavşakları kullanmaya tenezzül ettiğinizde 2500 parçalık puzzle dan beter oluyor trafik!

Bıktım sizden... 6 Önümde ki arabanın, sağımda aniden üzerime kıran arabanın şöförlerinin bayan olduğunu anlayabiliyorum... Al işte yine bayan şöför demekten tüy bitti dilimde... Arabanızı çarparsınız, neden arabama çarptın diye çığlık çığlığa bağırırsınız... Öncelik kapıdan geçerken, sipariş verirken hep bayanındır-kibarlıktır. Ama trafik canınızı emanet etmektir... Cinsiyete bağlı öncelik yoktur.


Bir kısmınız arka koltuğunuzda ki çocuğunuzla dökülüyorsunuz yollara... O çocuk parmağını ağzına soksa anında çek elini demeyi bilirsiniz... Çocuğunuza, alışverişe, restorana giren çıkan insan silsilesine bu kadar duyarlıyken neden canınıza-canımıza kastınız var?


Bütün bayan sürücüleri 10 aşamalı sınava soksunlar, devlet ÖSS gibi katı kurallar koysun, her sınavdan yüksek not almak mecburi olsun, 1 sınavdan bile geçemezsek 5 yıl trafikten muaf olalım!
Ben seve seve varım... Hakkımsa ehliyetimi alırım. Ama n'olur hak etmeyene vermesinler şu ehliyeti..!

Doğal Sarışın Olmayınca...


İngiltere'de Gloucestershire'da son sınıf öğrencisi Amy Western (16), Raegan Booth (16) sabah okula gitmeleriyle, okul müdürleri tarafından evlerine gönerilmişler. Sebepse doğal sarışın olmamaları! Okul müdürü "erkeklerin dikkatini dağıttıklarını, saç renklerinin doğal olmadığını, saçlarını kahverengiye boyatmadan okula almayacağını, kurallarından asla şaşmayacaklarını" belirtmiş.
Reagan, "Doğal olmayan renkler, mor, kırmızı, yeşil ya da mavi olur. Oysa gerçekten saçı sarı olan milyonlarca insan var. Sarı doğal bir renk" diyerek kendi görüşünü belirtmiş...

Eminim ki okullarında yüzlerce sahte sarışın vardır, ihale 2 tane kızın üzerine kalmış. İngilizler zaten açık tenli, açık renkli insanlar. Nasıl böyle bir kural uygulamaya karar vermişler anlayamadım.
Ama işte zihniyet! İnsanın fikri neyse zikri odur sözünün belgelenmesi.
Bre müdür amca! Sen sapıksan, 16 yaşında ki küçücük çocuklara yan gözle bakıyosan, onların saç renklerinin varlığını bahane ederek, böyle bir haber çıkmasını sağlayıp, senin gibi sarı saçtan bir hoş! olan bahsettiğin erkek tiplerini konuya daha çok yoğunlaştırmıyor musun?

Türkiye'de ki okullarda en büyük problem etek boyu... Dini konularla kavrulmaktayız son zamanlarda... Daha dini-devleti ayıramadık ki konu saç rengi olsun.
Bizim okullarımızda böyle bir olay olsa, neredeyse bütün sarışınları okuldan uzaklaştırmaları gerekirdi... Türban olayındakinden bile büyük kitleler ayağa kalkardı. Çoğunluğu kara kaşlı, kara gözlü insanlardan oluşan nüfusumuzda bu kadar çok sarışın varken, yer yerinden oynardı Maazallah! :)

Flowbee


Flowbee 1980'lerde Rich Hunt adına bir marangoz tarafından icat edilmiş, gece 00:00'dan sonra yayımlanan uzun reklamlarla televizyondan pazarlanmış-alışılmadık bir saç kesme aygıtı. 80lerden bu yana makyajlanarak günümüze kadar ulaşmış, şimdilerde mini-flowbee adındaki ufak versiyonunu üretmişler.
Bu icadı icat yapan özellik ise, bekar erkeklerin hayatını kolaylaştırması, ev hanımlarının car car "lavaboda bile sakalların var insan bir su vurur şu lavaboya" diye söylenmesini engellemek amacıyla, elektrik süpürgesinin hortumuna takılan (Evet evet ciddiyim!), çeşitli aparatlarla saçınızı-sakalınızı-favorinizi kesmesi, kestiği kıl-tüy silsilesini doğruca elektrik süpürgenizin çöp haznesine göndermesi.

Çok başarılı mı, kullanımı kolay mı bilmiyorum ama gayet hijyenik olduğu kesin. :)
Bu icat bende Rich Hunt'ın hijyen delisi-temizliğe çok zaman ayıramayan, saçı sefadan hızla uzayan, bekar ve çok kıllı-tüylü bir amca olduğu izlenimi uyandırdı...

Hoyhoycular


Dün haberlerde yeni bir meslek tanıtımı vardı. Canlı olarak 10+1 kişilik bir gruba bağlandılar. İçlerinden en sivrisi fikri üreten (1) ve heyeti (10). İnsanların işsizlikten kırıldığı bu dönemde, çözümü hoyhoyculukta bulmuşlar. Ücretlendirme kişi başı 25 TL.
"Hoyhoyculuk" başka bir deyişle bas bas bağırıp, varlığını belli ederek, hoyhoy edilen kişiyi pohpohlamak.
Son dönemde en büyük umutları siyasetçiler, bekliyorlar ki siyasetçiler arasın-çağırsın. Beyaz yuvarlak kesimli pankartları bile hazır. 1 Numaranın direktifiyle ekip ilkokul müsameresindeki çocuklar gibi kareografisi önceden düzenlenmiş şekilde birbirinden ayrılıyor.
"Allah seni başımızdan eksik etmesin!"
"İyi ki varsın!"
"Sayende karnımız doyuyor!" pankartları eşliğinde güçlerinin yettiği kadar bağırıyorlar. Aniden "kaldırgaç ekibi" hızla ortaya çıkıyor ve hoyhoyu hak eden kişiyi havaya kaldırıyor-hoplatıp zıplatıyor.
Hoyhoycuların hizmetleri bu kadarlada bitmiyor, ağıtçıları ve lülülücüleride var. Bunlar seçilmiş kişiler. "Ağıtçı" gel diyince (1 Numara çağıtıyor), ağıtçı kamburu sırtında kendini aniden yere atıyor,bağdaşını kuruyor, başlıyor ağlamaya-sızlanmaya-bas bas bağırmaya...
"Bizi neden bıraktın gittin?"
"Sensiz sırtımız hep kambur!" diyerek sahte hıçkırıklarla bir öne bir geriye atıyor kendini. Ama gerçekçi, hakikaten çok gerçekçi. Sanırsınız merhumun babası, kardeşi.
Sevilmeyen insanların vefatı durumunda, kimsenin son yolculuğuna teşrif etmeyeceği idrak edilince bu vatandaşlar ekmeklerini kazanacaklar.
Bir anda fikir sahibi 1 numaralı kişi tamam yeter diyor ve ağıtçıyı arkaya doğru itekliyor. Tanıtmaya devam ediyor. Birde lülülücümüz var diyor. "Lülülücü" gel diyince ufak tefek kel bir amca çıkıyor meydana. Başlıyor lülülü diye bağrınmaya. Gırtlaktan ve çok içten bir görüntü sergileyerek hırpalıyor kendini oracıkta... Bir süre sonra rolünün bittiğini kafasını sahne selamı verir gibi emme basma tulumba kıvamında sallayıp 10 kişilik güruhun ardına saklanıyor.
1 Numara tanıtıyor, lülülücüler daha çok düğünler, kınalar, asker uğurlamaları için... "Seçimlerden sonra aç kalmayacağız" diyor...

Bu adamlara kızılır mı? Kızılmaz. Bu adamları takdir ettim mi? Ettim. Aralarında 50 yaşını aşmış amcalarda var... Tek dertleri evlerine-eşlerine-çocuklarına yemek götürmek, yakacak edinmek... Krizin teğet geçtiği! ülkemizde, son çare bu mesleği edinmişler kendilerine. Umut dünyası işte... Takdir ediyorum çünkü; en azından dürüstler-nice hoyhoycular gördü bu millet, kaç tanesi göğsünü gere gere ben bunu parası için yapıyorum diyebildi???

IQ su Yüksek Kıyafetler


Herhalde çoğu dişi yaşıyodur sabah sendromunu. Uyanma vakti gelir çatar, bir süre debelenir, oyalanır, uyanmış gibi kandırırız kendimizi. Dakikaların birbirini hızlı kovaladığını farkettiğimiz an yataktan zıplamak, güne startın verildiği andır. Ne giysem düşüncesi sarar benliğinizi...
İlk iş odanın içinde rakun yavrusu gibi dönenmektir. En sonunda dolabın kapakları açılır, şöööyle üstün körü bi bakış atılır. Renkleri beğenilmeyenler, küçük/büyük gelenler, yakın zamanda giyilenler, üzerine uygun bluz, altına uygun pantolon vs olmayanlar elenir. Geriye kalan kıyafetler ordusunu düşünerek ne giysem diye birini alır dener-fırlatır, başka birini giyer, koca bir dağ oluştururuz odanın merkez noktasında. Günün en yıpratıcı anıdır kıyafet seçimi... Sonunda önceki kreasyonlardan birini giyer, mümkün olan en kısa zamanda alışverişe gitme kararı alır, kendimizi çok çirkin hissederek sokağa dökülürüz.
IQ su yüksek, akıllı kıyafetler olsa keşke... Kendi kendilerini yıkayıp, kendi kendilerini ütüleyen, eskidiklerinde kendi kendisini imha edip dolaptan kaybolan, sabah uyandığınızda askının üzerinde tam takım hazır olda bekleyen, hoplaya zıplaya giyilmeyi bekleyen kıyafetler!
Annelere göre bunun çözümü akşamdan giyilecek kıyafeti seçmektir. Ama aslında bu annelerin büyük yalanıdır. Yoktur öyle bir şey. Akşam psikolojisiyle, sabah psikolojisi birbirini tutmuyor. Zaten akşam hayal ettiğim kıyafet, sabahında akşam ki gibi durmuyor!

Deneme bir ki


işte geldim burdayım ben bu işte ustayım :)
 
Sabah Şekeri © 2008. Design by Sabah Şekeri